Kahraman Türk evladı – Anar Garayev

Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

5 yıl geçti. ..

Zaman zaman kanayan yaralarımız kabuk bağlamaya başladı. Kazandıklarımızı kaybettiklerimize borçluyuz!
Sonbahar yine soğuk nefesiyle içimizi ürpertiyor, anılarımızı canlandırıyor. Geri dönmeyen evlatlarımızın anısı illerde, ilçelerde kutlanıyor. Şehitlerin kanından cüceren çiçekler ve otlar boylanıyor her taşın, her kayanın dibinden. Her kahraman, kendi kanıyla toprağa bir destan yazarak gitti. Cesaretini ve yiğitliğini ozan sesine işledi.

Anar Garayev, 44 Günlük Vatanseverlik Savaşı’nın kahramanlarından biriydi. Vatan sevgisini çocukluğundan beri göstermeye başlamıştı. Babası Cengiz’e hep, bir gün gelecek, sadece ailem değil, tüm Azerbaycan benimle gurur duyacak derdi. Anar’ın sözünü tutacağını ve en yüksek zirveye yükseleceğini kim bilirdi ki…Bunu her kes bir çocuğun hayal ürünü gibi düşünüyordu. gün gelicekdi herkes ondan gurur ve onurla bahsedecekdi. Anar Garayev, 16 Haziran 1998’de Azerbaycan’ın Gakh bölgesindeki Almalı köyünde doğdu. Memleketi olan köyde büyüdü ve ortaokulu orada okudu. Anar, 2016 yılında UNEC Zagatala şubesine kabul edildi ve üniversiteden onur derecesiyle mezun oldu. Yabancı dillere olan tutkusu onu yabancı dil öğrenmekten alıkoymuyor; Arapça, Almanca, İngilizce ve Rusça’yı akıcı bir şekilde öğreniyor. Öğrencilik hayatı boyunca ailesini geçindirmek ve masraflarını karşılamak için okul sonrası çalışmalarda bulundu ve dil becerilerini geliştirmek için ülkeye gelen turistlerle ilişkiler kurmaya başladı. Anar ayrıca tarihe de meraklıydı. Temas kurduğu turistleri tarihi yerlere götürüyor ve işgal altındaki topraklarımız hakkında bilgi veriyordu. Üniversite yılları sona ermişti. Artık vatan borcunu ödeme zamanı gelmişti.

Diploma almadan askere giden Anar’ın da herkes gibi büyük hayalleri vardı. Hayallerinde bir kariyer inşa etmişti. Her sorulduğunda, vatana layık bir vatandaş olması gerektiğini söylüyordu! Gençlere örnek olmalıyız, diyordu.
Anar’ın askerlik görevine başlamasının üzerinden henüz iki ay geçmişti. Azerbaycan’ın üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlamıştı. Ermeni silahlı kuvvetleri dinlenmiyordu. Savaş kaçınılmazdı. 30 yıllık sabır kadehi çoktan taşmıştı. Her anne gibi Anar’ın annesi Afiyet’in de karmaşık hayalleri vardı, içinde bir sıkıntı vardı, yüreği göğsüne sığmıyordu. Annesinin yüreği bir şeylerin olacağını hissetmişti. Zayıf bedeninin narin omuzları hafifçe çökmüştü. Gece gündüz ellerini ovuşturan anne, hayallerini ve içindeki duyguları akrabalarına anlatıyordu. Annesinin yüreği yanılmamıştı. Karabağ’da savaş çoktan başlamıştı. Halk ayağa kalkmıştı. Herkesin gözü Cengiz baba ve Afiyet anne gibi Karabağ’daydı.

Dünyayı hayrete düşüren İkinci Karabağ Savaşı’nın kahramanlık günlükleri, çatışmanın ilk gününden itibaren yazılmaya başlandı. 30 yıllık özlemin ardından, aslan yürekli, vatansever evlatlar tüm güçlerini bileklerine ve dizlerine toplayıp büyük bir kararlılıkla düşmana saldırdılar.

Eylül 2020! Tarihimizde şanlı ve hüzünlü bir sayfa!

Goranboy’da gerçek askerlik görevini yapan Anar, 15 Eylül’de Ağdam’ın “N” askeri birliğinde askerliğini sürdürmek üzere yola çıktı. Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin Ermenistan tarafından işgal edilen toprakları kurtarmak için başlattığı Vatan Savaşı’na katıldı. Şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Ancak genç askerlerin hiçbirinin gözünde korku yoktu. Bu vatan onların vatanıydı. Otuz yıldır düşman tarafından çiğnenmişti. Şimdi iller, ilçeler ve topraklar onları çağırıyordu. Bu intikam gününde her asker vatanın sesiydi! Binlerce yerden kırılan, parçalanan kalpler, Karabağ ve köyler kurtarılırken birleşti.
Anar, Talış ve Sugovuşa köylerinin kurtuluşu için yapılan savaşlara aktif olarak katıldı. Fırsat buldukça kardeşi Allahverdi’yi arardı. Taburdaki askerlerin korkusuzluğunu ve cesaretini kardeşine anlatır, yakında buluşacaklarını söylerdi. Kanlı çatışmalar sürüyordu. Azerbaycan’ın muzaffer ordusu çoktan ilerlemiş, kahraman evlatlar vatan için şehit düşmüştü. Kalpler keder ve sevinçle doluydu. Vatanın kurtuluşu ve şehit mezarları birbirine karışmıştı.

4 Ekim’di. Anar, şehitler kervanıyla evine dönüyordu. Anar, ailesine kavuşmak için El’in omuzunda geliyordu. Anar, annesinin hayallerini gerçekleştirmişti! Anar, babasına verdiği “En yüksek zirvede olacağım!” sözünü tutmuştu! Anar, kardeşinin gözünde dünyaları yıkmış ve söylediğinden çok daha kısa sürede evine dönmüştü! Bayrağına sarılı gelen Anar, sırtda değil, elin ellerinde taşınıyordu. Her köyde bir şehit vardı! Ama ağlayan yoktu! Analar ağlamazdı… Analar gururla başlarını dik tutarlardı! Oğullar analarını ve babalarını büyütmüşlerdi! Ana Afiyyat da ağlamadı. Sadece çocuğuna alçak sesle bir ninni söyler, içindeki inlemeyi bastırırdı. Köyün ortasında şehit mezarları yan yanaydı. Mezarın üzerindeki bir üniversite diplomasına düşen güneş ışınları, mezar başındaki insanların yüreğini yanırıyordu. Bu, Anar’ın eline alamadığı, ancak mezarına teslim edilen diplomasıydı! Genç, ebediyen yaşayan bir kahramanın!
Anar Garayev, ölümünden sonra “Vatanseverlik Savaşı’na Katılan”, “Ağdam’ın Kurtuluşu İçin”, “Sugovuşa’nın Kurtuluşu İçin” ve “Vatan İçin” madalyalarıyla ödüllendirildi.

İşte bir Türk evladının hayat hikayesi! Zirveleri fetheden! En yüksek mevkilere yükselen! Türklerin gücünü bir kez daha dünyaya gösteren!
Şehitler , Vatanımızın bağımsızlığı ve topraklarımızın kurtuluşu için ölümü göze alan vatan evlatları! Mekanınız cennet olsun! Karabağ’ımız da sizin özgür ruhunuz gibi özgür ve müreffehdir!
Allah tüm qazilere şifa, tüm Türk şehitlerine rahmet eylesin!

Şerafat Şefa,
Öztürk.tv

reklam

FACEBOOK YORUMLARI

YORUMLAR